Buridan’ın Eşeği
15 Haziran 2026, Pazartesi 09:49Modern İş Hayatının Görünmez Prangası: Mobbing
Öncelikle sözüm meclisten dışarı, zannedermişsiniz ki yaşadıklarınızı sadece siz yaşıyorsunuz. Sizden öncede sonrada olumlu ve olumsuz yaşantılara vardı, olmaya da devam edecek…
Felsefe tarihi, insan doğasını ve karar alma mekanizmalarını anlamaya çalışan birbirinden çarpıcı düşünce deneyleriyle doludur. Bunlardan en bildik olanı, 14. yüzyıl filozofu Jean Buridan’a atfedilen ünlü *"Buridan’ın Eşeği"* hikayesidir.
Hikaye şöyle, Hem aç hem susuz olan bir eşek; kendisinden tamamen eşit uzaklıkta, eşit büyüklükte ve cazibede bir balya saman ile bir kova suyun tam ortasına bırakılır. Eşek, hangi tarafa yöneleceğine dair rasyonel bir gerekçe bulamaz. O mu, bu mu derken; iki seçenek arasındaki mutlak eşitliğin yarattığı kararsızlık girdabında, açlıktan ve susuzluktan telef olur.
Buridan’ın eşeği, felsefede bir "analiz felci" veya özgür iradenin tıkanması olarak okunur. Ancak bu trajik kararsızlık hikayesini alıp bugünün modern iş yaşamına, plazasından fabrikasına, okulundan resmi dairesine kadar her alanda sinsice kol gezen *mobbing (psikolojik taciz)* olgusunun tam kalbine yerleştirdiğimizde, karşımıza çok daha yakıcı bir tablo çıkıyor.
Bugün iş yerlerinde mobbinge maruz kalan binlerce çalışan, tam olarak o iki seçenek arasında sıkışan Buridan’ın eşeği gibi bir çaresizliğe mahkûm ediliyor.
Bir tarafta açlık var; yani ekonomik zorunluluklar, ödenmesi gereken faturalar, bakılmakla yükümlü olunan bir aile ve ekmek teknesi. Diğer tarafta ise susuzluk var; yani insanın en temel fıtri ihtiyacı olan onuru, saygınlığı, ruh sağlığı ve mesleki itibarı.
Mobbingci zihniyet; liyakatten nasibini almamış, koltuğunu altındakileri ezerek korumaya çalışan amirler ya da hasetle beslenen iş arkadaşları, kurbanını öyle bir noktaya getirir ki kişi tam bir felç durumu yaşar:
"İstifa edip onurumu kurtarsam, aç kalacağım; kalıp çalışmaya devam etsem, ruhumu ve sağlığımı kaybedeceğim."
İşte bu iki mutlak zorunluluk arasında kalan çalışan, tıpkı hikayedeki gibi hareketsizleşir. Ne gidebilir ne kalabilir.
Sistem onu öyle bir kuşatır ki, karar verme yetisini, özgüvenini ve geleceğe dair umutlarını yavaş yavaş kaybeder.
Buridan’ın eşeği seçeneklerin güzelliğinden ve eşitliğinden ölüyordu; modern iş hayatının mobbing mağduru ise -seçeneksizliğin ve dayatılan iki kötü alternatifin ağırlığı altında- ruhsal olarak tükeniyor.
Bu noktada sormak gerekir: İnsanları onurları ile ekmekleri arasında muhayyer bırakan bir çalışma düzeni ne kadar ahlakidir?
Bir kurumda liyakat zinciri koptuğunda, yerini sadakat ve biat kültürüne bıraktığında ilk üretilen şey mobbing olur.
İşini hakkıyla yapan, üreten, düşünen ve haksızlığa karşı dik duran nitelikli personeller, sessizce yok edilmek istenir.
Onlara uygulanan sistematik baskı, tecrit ve itibarsızlaştırma; sadece o bireyi değil, aslında o kurumun geleceğini ve toplumsal ahlakı da çürütür.
Ne yazık ki bugün pek çok iş yerinde, mobbinge uğrayan mağdurlara "idare et", "görmezden gel", "ekmek aslanın ağzında" denilerek sabır taşları çatlatılıyor.
Oysa hiç kimse, ekmeğini kazanırken insanlık onurundan feragat etmek zorunda bırakılmamalıdır.
Buridan’ın eşeğini öldüren şey, sadece kendi kararsızlığı değildi; onu o yapay ve acımasız denklemin içine hapseden dış gözlerdi. Bugün de çalışanları mobbing kıskacında tüketen şey, sadece liyakatsız yöneticiler değil; bu durumu uzaktan izleyen, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyen sessiz çoğunluk ve denetim mekanizmalarının işlevsizliğidir.
Unutmayalım ki, adaletin ve liyakatin olmadığı yerde çalışma barışı tesis edilemez. İnsanları ekmek kapılarında Buridan’ın eşeği gibi çaresiz ve hareketsiz bırakan bu haksızlık düzenine karşı; hem yasal mekanizmaları daha samimi işletmeli hem de toplumsal vicdanı yeniden ayağa kaldırmalıyız.
Onurlu bir çalışma hayatı, lüks değil; her insanın anasının ak sütü gibi helal olan en temel hakkıdır.
Kalın sağlıcakla…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum