Elazığ
23 Haziran, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Ruhunu Arayan Takım

23 Haziran 2026, Salı 18:44

Türkiye, dünyanın üçüncüsü olmuştu.

Elazığspor, Süper Lig'deydi.

Belki ekonomik olarak bugünkü kadar güçlü değildik. Sosyal medya yoktu. Reklam kampanyaları bugünkü kadar gösterişli değildi. Futbolcuların milyonlarca takipçisi de yoktu.

Ama başka bir şey vardı.

Ruh vardı.

O formayı giyenler, sadece bir kulübü ya da kendilerini temsil etmiyorlardı. O ay-yıldızlı arma sırtlarına geçtiğinde, seksen milyonun umudunu da taşıyorlardı.

Kaybettiklerinde başlarını öne eğiyor, kazandıklarında ise zaferi kendilerine değil millete armağan ediyorlardı.

O dönemin milli takım teknik direktörü, dünya üçüncüsü olmasına rağmen "Birinci olamadık, özür dilerim." diyebilecek kadar sorumluluk hissediyordu.

Bugün ise özür dilemesi gerekenlerin çoğu, başarısızlığı normalleştirmeyi tercih ediyor.

Eskiden futbolcular mücadeleleriyle konuşulurdu.Bugün ise çoğu zaman saç modelleriyle...

Eskiden çamura yatarak top çıkaran oyuncular vardı.

Şimdi ise sosyal medya paylaşımları, reklam filmleri ve marka anlaşmaları sahanın önüne geçmiş durumda.

Elbette futbolda yenmek de vardır, yenilmek de...Kimse her turnuvayı kazanmak zorunda değildir.Ama mücadele etmek zorundadır.

İlk dakikalarda teslim olmak, doksan dakika boyunca rakibin peşinden koşmak, formasının ağırlığını hissettirememek kabul edilebilir değildir.

Taraftar mağlubiyete değil, ruhsuzluğa isyan eder.

Çünkü bu millet mücadeleyi sever.

Yenilsen de savaşarak yenilmeni ister.

Bir çocuğun gözyaşının sebebi skor değildir.

Umudunun bu kadar erken tükenmesidir.

Rakip sevinebilir.

Bu sporun doğasında vardır.

Ama asıl acı olan, rakibin sevincine sahada cevap verememektir.

Bir zamanlar "Bizim Çocuklar" denildiğinde akla fedakârlık gelirdi.

Bugün aynı ifadeyi duyunca birçok insanın aklına reklamlar, sponsor videoları ve sosyal medya geliyor.

İşte asıl kayıp budur.

Futbol artık yalnızca futbol değildir.

Milli maçlar, ülkelerin karakterini de sahaya koyduğu anlardır.

Forma sadece kumaş değildir.

Bayrak sadece tribünde dalgalanan bir bez parçası değildir.

İstiklal Marşı da maç başlamadan okunup geçilecek bir seremoni değildir.

Bunlar, o doksan dakikaya anlam yükleyen değerlerdir.

Dünyanın farklı ülkelerindeki milli takımlar, zaman zaman toplumlarının yaşadığı acıları, sevinçleri ve ortak hafızayı sahaya taşımaya çalışıyor.

Biz ise bazen sahanın konuşması gerekirken, saha dışındaki görüntülerle gündem oluyoruz.

Oysa futbolun dili saç modeli değildir.

Ayaktır….Terdir…..Mücadeledir…..Karakterdir….

Belki yine yirmi dört yıl bekleyeceğiz.

Belki daha fazla...

Ama asıl beklediğimiz kupa değil.

Tekrar "Bizim Çocuklar" diyebileceğimiz bir milli takım.

Skor tabelasına bakmadan gurur duyabileceğimiz bir takım.

Kaybetse bile alkışlayabileceğimiz bir takım.

Çünkü bu ülkenin ihtiyacı yıldız futbolculardan önce, yüreğiyle oynayan insanlardır.

Ve unutulmamalıdır ki;

Reklamlar maç kazandırmaz.

Şarkılar kupa getirmez.

Sosyal medya takipçisi, mücadele gücünün yerine geçmez.

Er meydanında konuşan ne saçtır ne şöhret...

Sadece yürek ve ayaklardır.

Kalın sağlıcakla…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum