Elazığ
14 Mayıs, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Engelliler Haftası Vicdan Makyajı

14 Mayıs 2026, Perşembe 14:07

Bugün size bir kutlamadan değil, organize edilmiş bir vicdan rahatlatma töreninden bahsetmek istiyorum.
Adına “Engelliler Haftası” dediğimiz, ama çoğu zaman bir hafta boyunca yapılan birkaç göstermelik paylaşım, birkaç süslü konuşma ve bol bol fotoğraf karesiyle tüketilen o tanıdık samimiyetten daha doğrusu samimiyetsizlikten…
Her yıl aynı sahne kuruluyor.
Kırmızı tişörtler giyiliyor, protokol sıraları hazırlanıyor, kortejler düzenleniyor, sosyal medya hesaplarından “farkındayız” mesajları paylaşılıyor. Sonra ne oluyor?
Ertesi gün kaldırımlar yine işgal ediliyor.
Engelli rampalarının önü yine araçlarla kapatılıyor.
Asansörler yine “bozuldu” bahanesiyle kaderine terk ediliyor.
Ve toplum, engellileri yeniden görünmezler sınıfına gönderiyor.
Samimiyet tam da burada bitiyor.
Hiç gözleriniz açıkken bir görme engellinin sarı çizgisini takip etmeyi denediniz mi?
Ben denedim.
Beş dakika sürmeden kayboldum. Çünkü o çizgiler bazen bir elektrik direğine çarpıyor, bazen bir ağacın dibinde bitiyor, bazen de kaldırım yerine ölüm tuzağına dönüşüyor, bir levhaya çarpıyor ve ben onun fotoğrafını çektim kitabını bile yazdım..
Aslında o sarı bantlar sadece zemine değil, bu ülkenin engelli politikalarına döşenmiş durumda: Baştan savma, denetimsiz ve “yapıldı görünsün yeter” mantığıyla…
Asıl mesele beton değil zaten.
Asıl mesele zihniyet.
Bugün şehirlerimizin büyük kısmı, engelliler için açık hava engel parkuruna dönüşmüş durumda.
Toplu taşıma hâlâ erişilebilir değil.
Tekerlekli sandalye ile rahatça binilecek minibüs sayısı yok denecek kadar az.
Duraklar erişime uygun değil.
Kaldırımlar ya yüksek ya kırık ya da işgal altında.
Ama kürsülerde hâlâ “engelleri birlikte aşacağız” nutukları atılıyor.
Bir toplumun gerçek yüzü, en zayıfına nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Ve biz bu sınavda yıllardır sınıfta kalıyoruz.
Okullara bakalım mesela…
Her fırsatta “geleceği inşa ediyoruz” diyen eğitim sistemi, daha kendi binasına engelli öğrenciyi sokamıyor.
Rampa yok. Varsa da eğimine dikkat edin lütfen..
Asansör yok.
Varsa çalışmıyor.
Çalışıyorsa “iş çıkmasın” diye kullandırılmıyor… ARIZALI..
Daha da acısı şu:
Bazı öğretmenler, her gün önünden geçtiği otizm sınıfının kapısını hayatında bir kez bile açmadan “farkındalık” yürüyüşünün en önünde yer kırmızlıları ile fotoğraf çekiyor sosyal medya içeriği için rol alabiliyor.
Çünkü bu ülkede farkındalık çoğu zaman anlamak değil, görünmek için yapılıyor.
Alanında çalışan uzmanlara kulak verilmiyor.
Yıllarını özel eğitime, erişilebilirliğe, rehabilitasyona adamış insanların kapıları açılmıyor.
Ama iş fotoğraf vermeye gelince herkes en ön sırada.
Çünkü mesele çözmek değil; yönetiyormuş gibi yapmak.
Biz hâlâ engelli bireyleri toplumun doğal bir parçası olarak değil, “yardım edilmesi gereken insanlar” olarak görüyoruz.
Oysa onların ihtiyacı acıma değil; erişim.
Merhamet değil; hak.
Gösteri değil; eşit yaşam.
Bir hafta boyunca hatırlanıp elli bir hafta unutulan insanlar için yapılan kutlamalar, aslında modern vicdan makyajıdır.
Gerçek samimiyet;
O rampanın eğiminde,
O asansörün çalışıp çalışmamasında,
O minibüsün durakta durup durmamasında,
O öğretmenin sınıfa girip girmemesinde saklıdır.
Çünkü engel bazen bedende değil;
Vicdanda olur.
Ve bu toplumun en büyük engeli de budur. , 
"Engelliler haftanız kutlu olsun" 
"Sizi bir hafta hatırladık, şimdi lütfen görünmez olun"
Hatırlanmak değil, yaşamak.
Herkes kadar, herkes gibi, onurluca…
Kalın sağlıcakla.
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum