Elazığ
18 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Aile Dağılıyor, Çocuk Okula Sığınıyor

17 Eylül 2026, Perşembe 16:52

Boşanma istatistikleri bize yalnızca kaç evliliğin sona erdiğini değil, kaç çocuğun yeni bir hayat düzenine uyum sağlamak zorunda kaldığını da anlatıyor.

Türkiye'de aile, uzun yıllardır toplumun temel direği olarak anılıyor. Ancak temel direklerden biri çatladığında, yalnızca evin duvarları değil, o evde büyüyen çocukların dünyası da sarsılıyor.

TÜİK'in 2025 yılı Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2026 yılında kamuoyuyla paylaşıldı. Türkiye genelinde 193 bin 793 çift boşandı. Elazığ'da ise 1.039 çiftin evliliği sona erdi. Elazığ'daki sayı, bir önceki yılın 1.086 boşanma verisine göre düşüş gösterse de her rakamın arkasında ayrı bir hayat, ayrı bir aile ve çoğu zaman çocukların taşıdığı ağır bir yük var.

Boşanma yalnızca iki kişinin ayrılığı değildir

Bir evlilik sona erdiğinde mahkeme dosyası kapanabilir. Fakat çocuk için mesele orada bitmez.

Çocuğun ev düzeni değişir. Anne ve babasının ayrı evlerde yaşaması, bazen okul değişikliği, ekonomik imkânların daralması, arkadaş çevresinden uzaklaşma ve duygusal belirsizlik anlamına gelir.

TÜİK verilerine göre 2025 yılında Türkiye'de kesinleşen boşanma davaları sonucunda 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Bu sayı, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini görmezden gelemeyeceğimizi açıkça ortaya koyuyor.

Çocuk, anne ile babası arasındaki anlaşmazlığın tarafı değildir. Çocuğun suçu yoktur. Çocuğun cezalandırılmaması gerekir.

Okul, çocuğun ikinci evi olmalı

İşte tam bu noktada eğitim kurumlarına büyük bir sorumluluk düşüyor.

Öğretmen, çocuğun evinde yaşanan her ayrıntıyı bilemez. Bilmesi de gerekmez. Ancak çocuğun davranışlarındaki değişimi, ders başarısındaki düşüşü, içine kapanmasını, öfkesini veya arkadaşlarından uzaklaşmasını fark edebilmelidir.

Bir çocuk bazen “Ders çalışmak istemiyorum.” demez. Defterini açmaz. Konuşmaz. Teneffüste yalnız kalır. Küçük bir davranış değişikliği, büyük bir ailevi sarsıntının habercisi olabilir.

Okul yönetimi ve rehberlik servisi, boşanma sürecindeki çocukları damgalamadan, sorgulamadan ve taraf tutmadan desteklemelidir. Çocuğa “Annen mi haklı, baban mı?” diye sorulmaz. Çocuğun yanında anne veya baba hakkında olumsuz konuşulmaz.

Çünkü okulun görevi aile mahkemesi kurmak değil, çocuğun eğitim hakkını ve ruhsal güvenliğini korumaktır.

Rakamların arkasındaki sessiz çocuklar

Boşanmaların önemli bir bölümü evliliğin ilk yıllarında gerçekleşiyor. TÜİK'in 2025 verilerinde boşanmaların yüzde 33,6'sı evliliğin ilk beş yılında, yüzde 20,3'ü ise 6–10 yıl arasında gerçekleşti. Bu tablo, özellikle küçük yaşta çocukları bulunan ailelerin destek ihtiyacını gündeme getiriyor.

Fakat 16 yıl ve üzeri evliliklerde gerçekleşen boşanmaların da önemli bir payı var. Demek ki mesele yalnızca genç çiftlerin uyumsuzluğu değildir. Uzun yıllar süren evliliklerde biriken iletişim sorunları, ekonomik baskılar, aile içi çatışmalar ve başka birçok etken de araştırılmalıdır.

Her boşanmayı aynı sebeple açıklamak, gerçeği basitleştirmektir.

Çözüm, boşanmayı yasaklamak değil; çocuğu korumaktır

Boşanma, bazı durumlarda aile bireylerinin güvenliği ve sağlığı açısından gerekli bir hukuki sonuç olabilir. Bu nedenle her boşanmayı başarısızlık, her evliliği de mutlaka korunması gereken bir yapı olarak görmek doğru değildir.

Asıl mesele, evlilik devam ederken ailelere sağlıklı iletişim, ebeveynlik ve psikolojik destek imkânı sunmak; boşanma gerçekleştiğinde ise çocukların zarar görmesini en aza indirmektir.

Bunun için:

- Okullarda boşanma sürecindeki çocuklara yönelik rehberlik çalışmaları güçlendirilmelidir.
- Anne ve babalara, çocukla iletişim ve ortak ebeveynlik konusunda ulaşılabilir danışmanlık sağlanmalıdır.
- Öğretmenler, çocukların yaşadığı ailevi değişimlerin eğitim hayatına yansımalarını fark edebilecek mesleki destek almalıdır.
- Çocuğun velayeti hangi ebeveynde olursa olsun, diğer ebeveynle sağlıklı ilişkisinin korunması çocuğun üstün yararı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
- Sosyal ve ekonomik destek mekanizmaları, ihtiyaç duyan aileler için daha erişilebilir hâle getirilmelidir.

Son söz

Bir toplumun geleceği, yalnızca kaç okul yaptığıyla değil, o okullara gelen çocukların kendilerini ne kadar güvende hissettiğiyle de ölçülür.

Boşanma sayıları bize bir istatistik sunuyor. Eğitimciye düşen görev ise o istatistiğin içindeki çocuğu görebilmektir.

Dünyaya çocuk getiren ebeveynlerin, onları yetiştirecek asgari sorumluluktan yoksun bir şekilde hareket etmesi ve evladı değil kendi egolarını öne koyması; ne hukuki, ne vicdani ne de manevi hiçbir zeminde mazur görülemez. Bu sorumsuzluğun arkasında olsa olsa bedenin anlık şehveti ve bencil hayvani arzuları yatar.

Çünkü aile dağılırken çocuk susabilir. Ama okul, o sessizliği duymak zorundadır.


Kalın sağlıcakla.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum