Elazığ
01 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Eylül Gelirken

31 Ağustos 2026, Pazartesi 13:17

Eylül, takvim yapraklarının arasında en iddialı olanıdır. Sanki saatler on ikiye vurduğunda, eylül rüzgârı esmeye başladığında insan ruhu fabrikadan yeni çıkmış gibi pırıl pırıl olacak, geçmişin tüm yorgunlukları bakkal defteri gibi kapatılacakmış gibi bir kolektif mit yaratılır. Sokaklar, vitrinler, ajandalar rengârenk bir optimizmle dolar. Oysa takvim değişir, kurgu yenilenir ama çocuk aynı çocuktur. Ruh, kronolojik cetvellere uyum sağlamak zorunda olan mekanik bir parça değildir ki duvardaki yaprakla birlikte dönüşsün.

Ağustosun son günlerinde başlayan o hafif melankoli, yerini hızla keskin bir telâşa bırakır. Yeni eğitim yılının eşiğinde; ebeveynlerin gözündeki kurtarıcı eylül beklentisi, öğretmenlerin masalarındaki yıllık planlar ve öğrencilerin omuzlarına binen görünmez yük, henüz ilk ders zili çalmadan başlar. 

Psikolojide prospektif hafıza denilen, gelecekte yapılacak eylemleri planlama ve hatırlama yetisi, çocuklarda ve gençlerde maalesef erken bir mental maratona dönüşüyor. Dersler henüz başlamamış, kitapların jelatinleri açılmamış, ilk deneme sınavının tarihi dahi takvime işlenmemiştir ama öğrencinin zihninde koca bir yıl, tüm ağırlığıyla çoktan inşa edilmiştir.
Beyin, henüz yaşanmamış stresleri, olası başarısızlıkları ve bitmek bilmeyen hedef listelerini şimdiden işlemeye başladığında, sistem henüz start çizgisine varmadan tükeniyor. Çocuk daha eylülün ilk haftasında, yıl sonundaki maratonun nefes nefese kalan koşucusuna dönüşüyor. Henüz başlamadan yorulmak tam da budur; fiziksel olarak dinlenmiş ama zihinsel olarak kronik bir tükenmişliğin eşiğine getirilmiş bir nesil yaratmak…

Toplum olarak biz zamana anlam yüklemeyi ve çocukları bu yapay zaman dilimlerinin içine hapsetmeyi çok seviyoruz. Eylül bir milat, eylül bir arınma alanıymış gibi davranıyoruz. Oysa çocuk; ne eylülün stratejik planlarına ne de ebeveynlerin geleceğe dair kaygılı projeksiyonlarına aynı hızla ayak uydurabilir. Biyolojik ve psikolojik gelişim, takvimlerin yaprak çevirme hızından çok daha yavaş, çok daha kendine has bir ritme sahiptir.
Belki de bu eylül, her şeyi yeniden programlama hırsından biraz vazgeçip takvimi okumayı bırakmanın zamanıdır. Çünkü ne kadar mükemmel yıllık planlar yaparsanız yapın, çocuğun dünyasına inmeden, onun zihnindeki o sessiz yorgunluğu görmeden kurulan hiçbir cümle gerçek bir karşılık bulamaz. 

Takvimler eylüle döner; ama mesele yaprakları değiştirmek değil, o yaprakların altında çocuklarımızı ezmeden hayata devam edebilmektir…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum