Elazığ
28 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Geleceğin İflası: Hangi Meslek Gerçekten Bizim?

27 Temmuz 2026, Pazartesi 13:09

İnsan, hayatının en radikal virajını dönerken pusulayı dışarıdaki gürültüye teslim eder. Özellikle tercih sezonlarında dershane koridorlarını dolduran, danışmanlık masalarında ellerindeki puan kâğıtlarıyla birer kader mahkûmu gibi oturan gençlerin gözündeki o ürkek ışıltı, günümüzün en büyük dayatmasının net bir özetidir. Bizler gençlere "geleceğini seç" derken, aslında onlara sistemin pazar payı hesaplarına uygun birer rol dikte ediyoruz. 

Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu’nda işaret ettiği gibi, bireyin kendi rızasıyla boyun eğdiği bu performans ve başarı zorunluluğu, özgürlüğün en kurnaz maskesidir. Çocuklarımıza "ne olmak istiyorsun?" sorusunu soruyoruz ama o sorunun arkasına görünmez demir parmaklıklar örüyoruz.
Sınav odaklı bir mentalitenin çarkları arasında öğütülen bir kuşağın, kendi hakiki arzularıyla yüzleşme şansı ellerinden kasten alınıyor. 
Puanlar, sıralamalar, piyasanın anlık trendleri ve ailelerin tatmin edilmemiş hırslarının kümülatif bir toplamı haline gelen tercihler, gençlerin omuzlarına bindirilen en ağır ontolojik yüke dönüşüyor. 

İnsan, başkasının tasarladığı bir zaferin başrolünde oynamaya başladığı an, kendi hikayesinin maktulü olur. Bir mesleği seçmek, o mesleğin unvanını sırtlanmaktan ziyade, o disiplinin getirdiği yapısal yalnızlığı ve angaryayı sevebilme cesaretidir. Fakat bugün gençler, sevdikleri şeyin peşinden gitmekten ziyade, "açıkta kalma” korkusunun ve başarısız damgası yeme fobisinin sığınağına itiliyorlar.

Zorlamanın ve dışsal baskının egemen olduğu bir kariyer inşası, ruhun sessizce iflas etmesinden başka bir şeye ne yazık ki neden olamıyor. 
Gençler birer birey değil, puan üreten, istatistikleri yükselten ve sistemin çarklarını yağlayan birer ham maddeye dönüştürülüyor. Oysa hakiki bir meslek seçimi, aslında piyasanın talebine centilmence boyun eğmek değil de, bireyin kendi içindeki o sarsılmaz potansiyelle yüzleşmesiyle sağlanıyor. 
Perde kapanıp da o puanlar anlamını yitirdiğinde geriye kalan enkaz, başkasının hayalini yaşayan bir ömrün yorgunluğudur. 

Çocuklarımıza kendi ellerimizle sunduğumuz o parlak diplomalar, aslında hayatlarına vurduğumuz en şık kelepçedir.  Gençlerin omuzlarına kendi hayallerimizi ve isteklerimizi yüklemekten vazgeçmediğimiz müddetçe, her tercih dönemi piyasanın çarkları arasında öğütülen potansiyellerin, ne yazık ki modern çağ sunaklarında kurban edilişinden ibaret kalacaktır…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum