Elazığ
14 Eylül, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Koltuk Sevdası

14 Eylül 2026, Pazartesi 10:19

Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan Araba Sevdası’nda Recaizade Mahmud Ekrem, Bihruz Bey’in alafranga özentiliğini, şekilciliğini ve içi boş tutkusunu trajikomik bir dille gözler önüne serer. Bihruz Bey için o süslü araba sadece bir ulaşım aracı değil; statü, caka satma ve var olma biçimidir.

Aynı romantizm ve tutku ki bu tutku zamanla değişmez bir hırsa malesef bugün eğitim camiamızın kılcal değil ana damarlarında başka bir surette boy gösteriyor: Koltuk Sevdası.

Okul idareciliğinden sendika başkanlığına, yardımcılıktan zümre başkanlığına, hatta koordinatörlük ve formatörlük adı altında ihdas edilen uydurma Unvan Standartlarına kadar uzanan bu amansız yarışta tam bir koltuk çılgınlığı yaşanıyor. 
Etiket çoğaldıkça liyakat azalıyor; unvanlar çeşitlendikçe öz kayboluyor. Koltuğa oturana kadar vaatler havada uçuşur;  o koltuğun büyüsüne kapılıp seçim kazanıldıktan ya da görev kapıldıktan sonra bambaşka bir fetret devri başlıyor. Bir kez seçilenlerin ilk işi, o makamı koruma telaşıyla akıl ve bilimin rehberliğini bir kenara bırakmak oluyor.

Koltuğu kaybetmeme korkusu; değişimin, yeniliğin ve gelişimin önündeki en büyük barikata dönüşüyor. Kararlar, raporlar ve metinler kopyala-yapıştır sığlığına mahkûm ediliyor. Yıllar değişir, sorunlar derinleşir ama kurullarda tutulan tutanaklar, kurulan cümleler ve sunulan çözümler hep aynı kalır. Çünkü risksiz olanı tekrar etmek, koltuğu ve etiketleri korumanın en zahmetsiz yoludur.

Gelişimin ve dinamizmin durduğu bu vasatlık düzeninde; liyakatin yerini gelenekçi muhafazakârlık, adalet ve ehliyetin yerini ise sadakat ve kayırmacılık alır. "Aman tadımız kaçmasın, koltuğumuz sallanmasın" zihniyeti, kurumları içeriden içe çürütür.

Bu amansız yarış ve ihtiras, ne yazık ki asli görevimiz olan eğitim öğretimin bile önüne geçiyor. İşin acı tarafı, asıl meseleler hep öteleniyor: "Eğitim mi? İnşallah o da olur. Koltuğa bir otursunlar da..." Üyelerin ve öğretmenlerin özlük hakları, ekonomik sıkıntıları ve ağırlaşan çalışma şartları ise hep başka bir bahara erteleniyor.

“Öğretmen” olarak başladığım meslek hayatında; ücretli öğretmeni, öğretmeni, uzman öğretmeni, başöğretmeni, koordinatörü, formatörü ve görevlendirmeyi gördüm.
Unvanlar değişti, görevler değişti; ama en büyük uçurumu ücretli öğretmende gördüm.
Aynı sınıf, aynı öğrenci, aynı sorumluluk…Ama emeğin karşılığı bambaşka!
Ücretli öğretmen nedir yahu? Öğretmenlik bu kadar ucuz mu?
Bir insanın emeğinin karşılığını hesaplarken kuruşları sayanlara tek sözüm var:
El insaf, el vicdan!
Sonuç mu? Akıl ve bilimin rafa kalktığı, cümlelerin bile yıllarca aynı kaldığı bu kısırdöngüde ilerleme tamamen duruyor. Araba sevdası Bihruz Bey’i sadece komik ve acınası bir duruma düşürmüştü; fakat koltuk ve unvan uğruna sergilenen bu hırs, kopyala-yapıştır zihniyetiyle koskoca bir geleceği felç ediyor.
Ben mesleğimde ve eğitim 33. Baharı gördüm... Verilen vaatlerin, ötelenen umutların ve değişmeyen kalıpların kaçıncı baharda solduğunu sayamadım.
Umutla beklenen o hayırlı bahara... 
Vesselam,
Kalın sağlıcakla.
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum